Kapheros

Kapheros

08-04-2020

19:36

26 Nisan 1986 gecesi 01.24'te bugün Ukrayna ve Belarus sınırında bulunan Çernobil nükleer enerji santralinin dördüncü reaktöründe meydana gelen patlama, 20. Yüzyılın en büyük nükleer kazasıydı. Patlama sonucunda açığa çıkan radyasyon Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan

atom bombalarının toplamından 200 kat fazlaydı. 1970 yılında faaliyete alınan Çernobil Nükleer Santrali, 16 yıl boyunca sorunsuz bir şekilde çalıştı. 4 reaktör ünitesinden oluşan santralde, patlamanın yaşandığı 4. reaktör 3 senedir faaliyet gösteriyordu.

Olayın yaşandığı günden bir gün önce, 25 Nisan 1986’da 4. reaktörün rutin bakımı gücü yavaş yavaş kesilmeye başlandı. Bakımdan sorumlu mühendisler, olası bir elektrik kesintisi karşısında zor durumda kalmamak için bir deney yapmaya karar verdiler.

Dördüncü reaktörün gücü yüzde 50’ye düşürülmüşken, testin gereği olarak diğer reaktörlerden biri devrede çıkarıldı. Acil soğutma sistemi de devreden çıkarılarak, bütün buhar tek bir reaktöre devredildi. Daha sonrasında 4. reaktörün güç düşüşüne devam edildi.

Deney devam ederken, yaşanan tersliklere rağmen deney durdurulmadı. Reaktördeki güç kontrolsüz bir biçimde yükseldi, yakıtlar aşırı ısınarak yakıt zarfını eritti, sıcaklığın suyla temas ederek oluşturduğu buhar ise patlamaya neden oldu.

Birinci patlamadan saniyeler sonra ise ikinci bir patlama meydana geldi. Patlamanın meydana geldiği reaktör tamamen yandı, reaktör kalbinin erimesi ve emniyet kabının olmaması nedeniyle tonlarca radyoaktif madde çevreye yayıldı.

Felaketin kalıntılarının temizlenmesi için çalışanlar, yangını söndüren itfaiye ekipleri, sağlık görevlileri, kısacası patlama bölgesinde bulunan herkes yalnızca 3 dakikada tüm hayatları boyunca maruz kalabilecekleri radyasyonun kat kat fazlasını soludular.

Çoğu bir yıl içinde yaşamını yitirdi. Çernobil faciası ardından, yakın bölgelerde hatta Türkiye’de bile radyasyondan etkilenerek kanser olan binlerce insan hayatını kaybetti. Tarım alanları kullanılamaz hale geldi, ormanlar yok oldu, canlı yaşamı son buldu.

Çernobil binası ise, felaketin boyutunun büyümemesi için çimento ve çelikle gömüldü. Radyoaktif maddelerin yüzde 90 kadarı ise, hala o gömünün altında duruyor. Korkunç kazayla ilgili iki tane çelişkili teori var. Birisi, suçun elektrik santrali operatörlerine diğer suçlama ise

yüksek güçlü kanal tipi reaktörün tasarımına yapılıyor. Olay hala gizemini koruyor. Sovyetler Birliği'nin her yerinden yaklaşık 600.000-800.000 işçi ve itfaiyeci kurtarmaya geldi. 2 yıl boyunca, yangını söndürmek için, radyoaktif ekipmanlarını,

evleri ve depoları gömmek için çalıştılar. Ayrıca, mezarların etrafındaki radyoaktif materyali de sardılar. Bu insanların çoğu ya öldü, ya engelli kaldı ya da intihar etti. Pripyat 27 Nisan’da boşaltıldı. Santralın çevresinde halen yasak bölge olan 30 km çapındaki alanda bulunan

76 yerleşim yerinde ise 130 bin kişi yaşıyordu. Patlamadan sonraki 10 gün içinde bu alan boşaltıldı. Kaza nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalanların toplam sayısı 400 bine yakın. Yetkililerin açıklamalarına göre Sovyetler Birliği, ülkede ortaya çıkması muhtemel görünen

panik halini önlemek adına facianın gerçek boyutunu ilk birkaç gün kamuoyuna yansıtmadı. Bunda, gerçeğin üzerini örtmeye çalışan üst düzey santral yöneticilerinin de payı vardı (Daha sonra bu kişiler yargılanıp cezalandırıldı.)

Mayıs ayıyla beraber yetkililer, yasaklı bölgeyi 30 kilometreye dek genişletti. Reaktörün yüksek radyoaktivite barındıran kalıntıları, vermeye devam edecekleri hasarların önlenmesi amacıyla çelik ve betondan yapılan sağlam bir kemer çatıyla kaplandı.

Genel olarak, patlamalardan sonra 200 bin kilometrelik bir alan, uranyum ve plütonyum izotopları olan iyot-131, sezyum ve stronsiyum-90 gibi insan sağlığına oldukça zararlı radyoaktif maddelerle kirlenmişti.

2005 yılında Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Çernobil nükleer faciasından ötürü hayatını kaybedenlerin sayısının 4 bini bulmuş olabileceğini açıkladı. Santraldeki patlamanın ardından bölgedeki bitki ve hayvanlarda birtakım mutasyonlar gözlemlenmeye başladı.

Bitkilerin yaprakları şekil değiştirdi ve kimi hayvanlar fiziksel deformasyonlarla dünyaya geldi. Felaketi takip eden yılda, genetik ve botanik uzmanları, bölgedeki bitkilerin dev hastalığı mağdurları haline geldiklerini belirtti. Canavar bitkiler, doğal seleksiyonla giderildi.

Radyasyona maruz kalma nedeniyle ölü bulunan balıklar bile anormal derecede büyük ve değişkendi. Tasfiye memurları veya temizlik işlerinde ve kimyasal koruma birimlerinde tecrübeli askerler, bölgeyi temizlemek için atandı.

Radyoaktif koşullarda kullanmaları için yeterli üniforma yoktu. Bu yüzden kendi giysilerini uyarlamak zorunda kaldılar. Vücutlarının önünü ve arkasını örten, 2-4 mm kalınlığında kurşun levhalarla önlükler yaptılar.

"Fitoremediasyon" olarak bilinen bir işlemde, topraktaki toksinleri uzaklaştırmak için Çernobil'e kenevir ekilmiş. Aynı zamanda, etkilenen bölgede radyasyonla beslenen bir mantar üremiştir. Olay sırasında sadece 31 ölüm bildirilmiş olmasına rağmen,

ölümlerin çoğu radyasyondan sonra gerçekleşti. Radyasyona maruz kalma sonucu 6.000'den fazla tiroit kanseri vakası rapor edildi. Belirsiz radyasyon zehirlenmesi korkusu nedeniyle pek çok doktor hamile kadınlara, engelli bir çocuk sahibi olmaktan kaçınmaları için

kürtaj yaptırmalarını tavsiye etti. Bugün hala, Çernobil Nükleer Santrali’nin bulunduğu Ukrayna’nın Pripyat şehrinde, insan yaşamı yok. Bilim adamları radyasyon seviyesinin normal değerlere ulaşması için yüzlerce yıl olduğunu, tamamen yok olması için ise binlerce yıla

ihtiyaç olduğunu söylüyor. Sovyetler Birliği kazanın nükleer bir patlama olduğunu, patlamanın etkileri İsveç'e ulaşana kadar itiraf etmedi. Çernobil’den gelen Sezyum-137 yüklü radyoaktif bulutlar tüm dünya gibi Türkiye’yi de etkiledi.

2 Mayıs sabahı önce Trakya’dan giriş yaptılar. 3 Mayıs sabahı yoğunluğu daha yüksek radyoaktif bir dalga Sinop üzerinden Doğu Karadeniz’e doğru ilerledi. 5 Mayıs günü ise yeni ama daha yoğun sezyum-137 içeren radyoaktif bulutlar tüm kuzey kıyısını etkisi altına aldı,

İç Anadolu ve Ege Bölgesi’ne doğru ilerleyerek tüm Türkiye’yi etkiledi. Yağış olan yerlerde etkisinin arttığı, bu yüzden de Karadeniz’i daha derinden etkilediği, özellikle çaylarda radyasyon ölçümleri yapıldığında ortaya çıktı. +++ 👉👉👉

Ancak o dönemde Türkiye'de yetkililer bu felaketi o kadar hafife aldı ki, dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral, Karadeniz'de yetişen çayların radyasyondan etkilenmediğini ispat etmek için kameraların karşısında çay içti.

Bedeli sonraki yıllarda çok ağır olacak bu felakete ilişkin dönemin bakanı, "Karadeniz'e bir damla mürekkep düştü diye Karadeniz kirlenir mi?' Radyoaktif çay daha lezzetlidir. Rusya'dan iyi bir şey gelmez. Ya komünizm, ya radyasyon" diye dalga geçiyordu.

Üstelik facidan birkaç gün sonra SSCB Büyükelçisi Türk yetkilileri uyararak, Karadeniz'de ölçüm yapmalarını söylemişti. O sırada dönemin Türkiye Atom Enerjisi Başkanı (TAEK) "Türkiye'ye ulaşsa bile etkilemez" açıklaması yapıyordu.

Fakat radyoaktif bulutlar kazadan birkaç gün sonra 3 Mayıs'ta Trakya'ya ve ardından Doğu Karadeniz'e ulaşmış, radyasyon oranı 7 kat artmıştı. 4 Mayıs'ta Kapıkule-Edirne yolunda İstanbul'da havadaki radyasyonun tam bin katı fazla bir değer ölçüldü ve bunun nedeni Çernobil'di.

Avrupa ülkeleri radyasyonlu olduğu gerekçesiyle Türkiye'den fındık alımını durdurdu. Hollanda Sağlık Bakanlığı, Türk çayında yüksek oranda radyasyon olduğunu açıkladı. Federal Almanya, Türkiye'den alınan 13 ton çayı iade etti.

Türk yetkililerin olan biten karşısındaki tavrı ise, bu açıklamaları, "Batı tezgahı" diye nitelemek oldu. Dönemin Çaykur Genel Müdürü bu açıklamayı yapmakla yetinmemiş, "çay kaynatıldığında radyasyonun 5-6 kat düştüğünü" bile iddia etmişti.

Türkiye'de sonraki yıllarda da ciddiye alınmayan felaketin etkileriyle ilgili TBMM, 1993'te soruşturma komisyonu kurulması önerisini reddetti. Türkiye'de Çernobil felaketi sırasında radyasyon seviyesini gösteren sayısal değerler açıklanmadı, halktan gizlendi.

Yetkililerin gerekçesi ise panik yaratmamaktı. Çernobil'den sonraki yıllarda Karadeniz bölgesindeki kanser vakalarının artışı felaketle bağlantılı olarak sık sık gündeme geldi.

Bölgede bağımsız araştırmalar yapılması engelleniyor ve yalnızca birkaç hükümet yetkilisinin konuşmasına izin veriliyordu. Radyoaktif yiyecekler hala satılmaya devam ediyor ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Türkiye'de radyasyon olduğunu söyleyenleri dinsizlikle suçluyordu.

İngiltere'ye ihraç edilen çaylar "normların üstünde" radyasyon seviyesi nedeniyle iade edildi. Eylül ayında Almanya ve Hollanda da benzer ölçümlerden sonra fındık mahsüllerini geri çevirdi. Seviyeler 6,000 ile 30,000 Bq/kg arasındaydı ve tehlikeliydi.

Yapılan bağımsız araştırmalar çay, süt ve ve fındıktaki radyasyonun hükümetin sunduğu verilerden çok daha yüksek olduğunu gösterdi. 1992'nin sonuna gelindiğinde Sanayi ve Ticaret Bakanı Acit Aral "Hükümet Çernobil'in Türkiye'deki etkilerini ve rakamlarını gizledi" diyecekti.

Bu yaklaşımı ise şununla savunuyordu "Radyasyonlu fındıkları ihraç ederek Çernobil kabusu için Sovyetler Birliği'nden intikamımızı aldık." Aral, aynı fındıkların Türk askerlerine ücretsiz olarak verildiğini ve ilkokullarda çocuklara dağıtıldığını iddia etmişti.

2005'te 33 yaşında ölen şarkıcı Kazım Koyuncu, Türkiye'de yetkililerin Çernobil felaketi karşısındaki tutumuyla ilgili şunları söylemişti: "O çayı içen biri geri zekalıdır... Ben kendi zekamla ve felsefemle ölümü, hayatı uzatabilirim, kısaltabilirim,

her şeyi yapabilirim Peki benim köyümdekiler, anasının kuzusu çocuklar, 16 yaşındaki kız o neyi düşünsün, hangi felsefeyi düşünsün? Onun annesi hangi felsefeyle acısını yumuşatsın? Sen kimsin, o acıları onlara tattırabiliyorsun?

Bu ülkenin politikacılara, yalancılara ihtiyacı yok. Kendi onuruna sahip çıkmış, kendi kişiliğine sahip çıkmış haline ihtiyacı var."

Kaynaklar;



Follow us on Twitter

to be informed of the latest developments and updates!


You can easily use to @tivitikothread bot for create more readable thread!
Donate 💲

You can keep this app free of charge by supporting 😊

for server charges...