BEKENBEY

BEKENBEY

22-04-2022

18:54

İkiz Yasalar: Birleşmiş Milletlerin altı temel insan hakları sözleşmesinden biridir. 16 Aralık 1966 tarihinde Birleşmiş Millet Genel Kurulunda kabul edilmiş ve 19 Aralık 1966 tarihinde imzaya açılmıştır. 3 Ocak 1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye bu Sözleşmeyi 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin onaylanması 4 Haziran 2003 tarihli ve 4867 sayılı Kanunla uygun bulunmuş ve Bakanlar Kurulu 10 Temmuz 2003 tarih ve 2003/5923 sayılı kararıyla Sözleşmeyi onaylamıştır.

Bu sözleşme T.C Anayasası’nın dibini oyan, Ulus Devlet yapısını ortadan kaldırmanın önünü açıp, özerklik isteklerinin uluslararası arenada meşrulaştırılmasının önünü açan ve aynı zamanda garantör sıfatlarının da tehlikeye sokulduğu bir paçavradır.

Sözleşmenin 1.maddesi uyarınca; Bütün halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptirler. Bu hak gereğince halklar, kendi siyasal statülerini özgürce kararlaştırırlar ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerini özgürce sağlarlar.

Öyle ki; Bu yasanın gücünü arkasına alan bazı kendini bilmezler; "Devlet, Kürtlerin taleplerini görmezden gelirse, kendimizi yönetme mücadelesi veririz" sözleriyle, bir iç karışıklık garantisi vermiştir.

Sözleşme parlamentodan geçmeden önce. Genelkurmay Başkanlığı, Meclis Komisyonlarındaki beyanlara ek olarak şu ibarenin düşürülmesini istemiştir. "Sözleşme hükümlerinin BM'nin amaç ve ilkeleri bağlamında ulusal birlik ve bütünlüğe aykırı yorumlanamayacağı".

Ama bilin bakalım dönemin Dışişleri Temsilcileri bu ibarenin eklenmesi için ne demiş; "Bunun malumun tekrarı olacağı, hatta muhtemel itirazlara meydan verebileceği" düşüncesi ile katılmadıklarını belirtmişlerdir.

Sözleşmenin 13.maddesine ilişkin olarak, "Türkiye Cumhuriyeti, sözleşmenin 13.maddesinin 3 ve 4. paragrafları hükümlerini, T.C Anayasasının 3, 14 ve 42'nci maddelerindeki hükümler çerçevesindeki uygulama hakkını saklı tuttuğu çekincesini koymuştur.

Ama gelin görün ki bu çekinceye yanıt gecikmemiş. Komisyon üyeleri; "Bu çekincenin kaldırılmasının sözleşmenin amacı doğrultusunda daha gerekli olduğunu belirtmişler ve topu Dışişleri Komisyonuna atmıştır.

Sonra ne mi oldu? Tasarının 1'nci maddesi ile yürürlüğe ilişkin 2 ve 3'ncü maddeleri, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunca aynen kabul edilmiştir.

Dışişleri Komisyonu, Sözleşmenin, çekince ve itirazlara karşılık olarak; "Sözleşmenin 5. maddesine istinaden, Genelkurmay Başkanlığının beyanının, ihtiyacını karşıladığını düşünerek" tasarının aynen kabulüne karar vermiştir.

Peki bu sözleşmeyi Bakanlar Kurulu kararınca kim imzalamıştır? Büyükelçi Volkan Vural! Kendisi hakkında kimi kesimlerce "Türkiye'deki Ermeni Lobisinin Başı Volkan Vural mı?" gibi köşe yazıları yazılmış, haberler yapılmıştır.

Bir röportajında; Tehcire uğramış Ermenilere ve Rumlara “Evet kusura bakma, böyle bir şeyler oldu, yaşandı, bundan üzgünüz ama biz sizi bu ülkeden dışlamak istemiyoruz, eğer arzu ederseniz Türk vatandaşlığına kolay bir şekilde geçmenizi sağlayabiliriz”

Sözleşmeyi imzalayan Volkan Vural'a sormak gerek, Sözleşmede yer alan 13 ve 15'nci maddede "HERKESİN" ibaresine dayanarak, Vatandaş yapmak istediği azınlık gruplar yarın kendileri özerklik veya kültürel, sosyal hak talep ettiğinde ne yapacağız?

13 ve 15'nci maddelerde yer alan "HERKESİN" ibaresi, 2022 yılı ve önümüzdeki senelerde en büyük sorunlarımızdan biri olan sığınmacı mevzusunda da Mülteci Hukuku, Cenevre Sözleşmesi ile beraber üstünde durulması gereken bir konudur.

Kimi kesimlerce bu İkiz Yasalar Ulus Devlet-Üniter Devlet yapısına aykırı olduğu için "İhanet Yasası" olarak yorumlanmaktadır. Peki bu İhanet Yasası olarak adlandırılan Sözleşmenin geçmesi için kamuoyu baskısı oluşturan kuruluş nedir?

Peki bu sözleşmenin sonucu Yüce Türk Ulusuna nasıl mı yansıdı?

Normlar hiyerarşisinin en üstünde bulunan Uluslararası Antlaşmalar gereği, Anayasamızda yer alan Ulus Devlet ve Üniter Devlet yapısı bu sözleşmenin onayı ile beraber, bölünmenin önünü açan söylemlerin ve hareketlerin artmasına yol açtı.

Öyle ki; "Abdullah Öcalan, barış ve özgürlük savaşçısıdır. Terörist değildir. Terörist olan Türkiye Devletidir" diyen bir şarlatana, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan sahnede yer vermiştir. Dönemin hükümet yetkilileri gözyaşı dökmüştür.

İşte böyle Türk Gençliği, Vatanımızın bölünmez bütünlüğünü, Devletimizin sarsılmaz iradesini, bu sözleşme sarsmıştır ve belki de günü geldiği zaman, bu sarsıntı bir depreme yol açacaktır.

Ancak her şeyden önce, hatırlamamız gereken bir söz vardır, "Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır". Bizler nesiller boyunca türlü savaşlar vermiş, türlü savaşlardan galip gelmiş bir milletiz. Umudunuzu kaybetmeyin, korkmayın.

Korkma! Atalarımız da aynı yollardan geçti ve tüm dünyaya karşı galip geldi. Şimdi onlar susmuş ve bizlerin ne yapacağını izliyorlar. Bizler, Atalarından emanet aldığı bu Vatanı ve Devleti kendi nesillerimize emanet edecek ve gözlerimizi öyle kapatacağız.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!



Follow us on Twitter

to be informed of the latest developments and updates!


You can easily use to @tivitikothread bot for create more readable thread!
Donate 💲

You can keep this app free of charge by supporting 😊

for server charges...