Ahmet D. Altunbaş

Ahmet D. Altunbaş

29-03-2020

17:04

1348 Veba Salgını'nda Floransa: "Floransa şehrinde birçok kişinin can verdiği ölüme dair. Efendimizin 1348. yılında Floransa şehrinde ve kontluk çevresinde çok büyük bir salgın baş gösterdi,

bu öyle şiddetli bir kasırgaydı ki, yakaladığı evlerde hastalarla ilgilenen sağlıklı hizmetkarlar da aynı hastalıktan öldüler. Neredeyse hiçbiri dördüncü günü atlatamadı. Ne hekimler ne de ilaçlar deva olabildi.

Ya hastalıklar daha önce bilinmediğinden ya da hekimler daha önce bunları incelemediğinden, hiçbir tedavisi yoktu. Öyle bir korku salmıştı ki kimse ne yapacağını bilmiyordu. Bir eve musallat olduğunda, genellikle ölmeyen kimse kalmıyordu.

Ve sadece erkekler ve kadınlar değil, aynı zamanda hayvanlar bile ölüyordu. Köpekler, kediler, tavuklar, öküzler, eşekler koyunlar aynı belirtileri gösterdiler ve aynı hastalıktan öldüler.

Ve çok az kimse dışında, bu belirtileri gösteren neredeyse hiç kimse iyileşmedi. Belirtiler şunlardı: kasıkta, uyluğun gövdeyle buluştuğu yerde hıyarcık veya koltuk altı altında küçük bir şişlik, ani ateş, balgamla karışık kan tükürmek; kan tüküren kimse canlı çıkamadı.

Bu öle korkunç bir şeydi ki, dendiğine göre bir eve girdiğinde geriye kimse kalmıyordu. Korkmuş insanlar evi terk ediyor ve başka bir eve kaçıyordu. Şehirdekiler köylere kaçtılar. Ötekiler gibi öldüklerinden hekim bulunamıyordu.

Bulunan hekimler ise, (hastanın) evine girmeden önce fahiş ücret istiyorlardı. Eve girdiklerinde, hastanın nabzını başları dönük ölçüyorlar, idrarını uzaktan ve burunlarının altında kokulu bir şeyle muayene ediyorlardı.

Evlat babayı, karı kocasını, koca karısını, kardeş kardeşi terk edip gidiyordu. Koca şehirde ölüleri defin için taşımaktan başka yapacak iş yoktu. Ve ölenlere ne günah çıkarttırılıyor ne de başka ayin yapılıyordu. Ve birçokları bakacak kimsesi olmadan öldüler.

birçoğu açlıktan öldü çünkü biri hastalanıp yatağa düştüğünde, evdekiler dehşete düşüyor, hastaya: "Ben doktor çağırmaya gidiyorum." deyip sessizce sokağa çıkıyor, diğeri geride kalmış halde, geri dönmüyordu. Terk edilmiş, yiyeceksiz, ateş eşliğinde zayıf düşüyorlardı.

Birçokları gece çöktüğünde yakınlarına onları terk etmemeleri için yalvarıyordu. Ama (yakınları) onlara, “gece boyunca sana hizmet eden ve gece gündüz bitap düşene dek çalışanları uyandırmaman için, biraz şekerleme, şarap veya su al. Hepsi başucunda, al bu da battaniye." diyordu.

Ve hasta uykuya daldığında, gidiyorlar ve geri dönmüyorlardı. Eğer bu, gece, yemekten güç bulduğu halde olursa, hasta pencereye gidecek kadar canlı ve güçlü olabiliyordu. Eğer büyük sokaklardan birinde değilse, birinin geçmesi için yarım saat bakması gerekiyordu.

Ve birileri geçerse ve hasta kişinin onlara seslendiğinde sesini duyurabilecek kadar takati kalmışsa, bazen yanıt geliyor, bazen de gelmiyordu, ama asla yardım eden olmuyordu.

Çok azı hariç hiç kimse hastaların olduğu evlere girmek istemiyor, hatta hasta bir kişinin evinden çıkan sağlıklı insanlarla bile selamlaşmıyorlardı. Onlara: "O afsunlanmış, konuşma onunla!" diyerek: "Sayrılanmış, çünkü bubo (hıyarcık) var." diyorlardı.

Vücuttaki şişkinliklere bubo diyorlardı. Birçok kişi gözlerden uzakta öldü. Cesetleri çürüyene kadar yataklarında kaldı. Ve eğer varsa, kokuyu alan komşuları, onları bir kefenle örttüler ve gömmek için gönderdiler.

Biri öldüğünde evinin kapısı açık kalıyor fakat evdeki eşyalar zehirli olduğundan yine de hiç kimse bir şeye dokunmaya cesaret edemiyordu, bunları kullanan herkes hastalığa yakalandı.

Her kilisede veya çoğunda, su yoluna kadar cemaatin büyüklüğüne göre geniş ve derin çukurlar kazıyorlardı. Ölülerden sorumlu kişiler, öldükleri gece onları sırtlarında taşıyıp ve hendeklere atıyorlar veya yüksek ücret karşılığında başkalarına yaptırıyorlardı.

Ertesi sabah, çukurda çok sayıda ceset varsa, üzerlerini topraklar örtüyorlardı. Daha sonra üzerlerine yine ceset yığıyor ve yine toprak atıyorlardı. Lazanyaya kat kat peynir konması gibi ölüleri kat kat gömüyorlardı.

Hizmet veren beccamorti'ye (mezar kazıcılar) öyle yüksek ücret ödeniyordu ki çoğu zengin oldu. Ölü taşımaktan çoğu öldü, kimisi zengin, kimisi az kazançla, ama yüksek fiyatlar devam etti. Hizmetkarlar veya hastalarla ilgilenenler, günde 1 veya 3 florin ücret alıyordu.

tüm malların fiyatı artıyordu. Hastalara yedirilen şekerlemeler ve şeker ölçüsüz derecede pahalandı. Şekerin libresi üç ila sekiz florindi. Ve diğer şekerlemelerin fiyatı da benzerdi.

Horoz ve diğer kümes hayvanları inanılmaz ölçüde pahalıydı, bir yumurta 12 ila 24 dinar (denarius) arasındaydı; ve tüm şehri arasa bile günde üç tane bulabilen şanslıydı.

Bu salgın öylesine büyük bir ümitsizlik ve korku uyandırmıştı ki, insanlar birlikte yemek yiyerek rahatlamak için bir araya geliyorlardı. Ve her akşam bir kişi on arkadaşına akşam yemeği veriyordu ve ertesi akşam diğerlerinden birinde yemek yemeyi kararlaştırıyorlardı.

Ve bazen birinde yemek yemeyi planlıyorlarsa, o kişi hasta olduğu için hazırlayamıyordu. Ya da ev sahibi on kişi için akşam yemeği yapmışsa, iki veya üç kişi eksik geliyordu.

Bazıları kirli havadan kaçmak için villalara, bazıları köylere kaçıyordu. Salgının olmadığı yerlere onlar taşıdılar; eğer salgın zaten varsa da artmasına neden oldular. Bu salgın, dendiğine göre 1348 yılının Mart ayında başladı ve Eylül'de sona erdi...."

Nihayet Ekim ayının başında kimsenin bu melanetten ölmediğini gören Floransa piskoposluk ve senyörlüğü, Floransa kentinde vebadan ölenlerin titizlikle sayılmasını emretti, Mart'tan Ekim'e kadar erkek, kadın, çocuk ve yetişkin, doksan altı bin kişi ölmüştü." -finis-



Follow us on Twitter

to be informed of the latest developments and updates!


You can easily use to @tivitikothread bot for create more readable thread!
Donate 💲

You can keep this app free of charge by supporting 😊

for server charges...