El Salvatore

El Salvatore

25-01-2020

23:07

Hangi maç hatırlamıyorum. Kapalı'da pankart açıldı futbolcular sahaya çıkarken; DAYAN KOCA ADAM. Pankartın kime, niye açıldığını anlamadım. Stattan eve döndüğümde kulüp resmi sitesinden de pankartla ilgili haberin paylaşıldığını gördüm. uA foruma girdim detay öğrenmek için.

Anıl isminde bir kardeşimizin lösemi hastalığına yakalandığını ve pankartın da Anıl için açıldığını öğrendim. O güne kadar löseminin ismini hep duyuyordum ama ne olduğunu bilmiyordum açıkcası. İnternette aramaya başladım. Ailede erkek kardeşten ilik tutmaması durumunda dışardan +

Tutma ihtimali 1/5000 olduğunu okudum. Anıl için ilik aranıyordu. Kardeşim Şükrü o zamanlar 16-17 yaşında. Ulan dedim, ya kardeşimin başına gelseydi. Mahalleden arkadaşları organize ettim, takıldığım başka forum sitesinden insanları organize ettim, çapa'ya Anıl için kan örneği +

Vermeye gittik. Altı üstü ikişer tüp kan örneği alınacaktı. Anıl sebep. Başka hastalarla eşleşirse iliğimiz, onlara vereceğiz. Tüm Türkiye'de uA önderliğinde Anıl için kampanyalar düzenleniyor vs. Haftalar, aylar geçiyor, tutan ilik yok Anıl için. Bir gün müjdeli haber geldi.

Anıl için uygun ilik bulundu, ilik nakli ameliyatı olacak diye. Haberi internette okuduğumda pc başında sevinçten ağladım. Çok şükür diyordum. Hayatımda görmediğim, tanımadığım bir insan için acıyı, sevinci belki de tam olarak Anıl'da yaşadım.

Daha sonraları ilik nakli ameliyatı olmasına rağmen Anıl'ı kaybettiğimizin haberini işyerinde iken bi arkadaşın tlfnu ile öğrendim. Tuvalete kaçıp dakikalarca ağladım. Tam kazandık derken, kaybetmiştik.

Tarihler 2010'a gelmişti. Şükrü'm artık 18'ine gelmişti. Tam bir blue çağı. Geçiş dönemi, delikanlılık. Agresif tavırlar sergiliyor. 18 Mayıs'tı. İşten döndüğümde babam dedi ki Şükrü'yü yarın bi psikoloğa götüreceğiz, çok agresif, sinirli tavırlar sergiliyor.

Dedim ergenlik dönemi, normaldir ama yine de götürün. Ertesi gün psikoloğa götürdüler. Doktor buna 2 tane ilaç yazmış sakinleştirici. Xanax ayarında. İlaçları almaya başladığı dakikadan itibaren sürekli bir uyku modunda. Sürekli bi tükenmişlik sendromu.

Doktor baştan uyarmış bunların yaşanacağına dair bizimkileri. Bizimkiler normal karşılıyor. Üçüncü gün kollarında, bacaklarında morarma başladı. Noldu olm diyorum, bilmiyorum abi uykumda sağa sola çarptım herhalde, ondandır diyor.

Dördüncü gün sabahına bi uyandık. Çenesinden kafasından baloncuklar sarkıyor. Bildiğin su baloncukları. Bu ne amk diyorum kendi kendime. Bizimkiler ilaç çarptı herhalde diyor. Bunu aldım dışarı gezmeye çıkarttım zorla. Ayakta duracak hali yok. Açılsın diyorum. Nafile. Eve döndük.

Eve girer girmez odasına girdi uyumaya. Ertesi sabah işe gitmek için uyandığımda araba yok kapıda. Dedim herhalde validenin şeker hastalığı hortladı, hastaneye gittiler. Servis geldi, bindim, babamı aradım nerdesiniz diye. Dedi hastanedeyiz, Şükrü'yü getirdik.

Kartal devlet hastanesine götürmüş, neymiş sıkıntı dedim. Apandisti patlamak üzereymiş, 45 dk sonra ameliyata alacaklar dedi. Bekleyin geliyorum hemen dedim. Müdürü aradım izin aldım, hastaneye geçtim hemen. Hastaneye vardım serum bağlamışlar, sedyede uyuyor.

10 dk sonra bi görevli geldi, Şükrü'nün kan tahlilleri diye 2 tane kağıt verdi, 15 dk sonra ameliyata alacağız haberiniz olsun dedi. Kan değer kağıdı. Ne anlarım ki. Bir şey dürttü, incelemeye başladım. Olması gereken değerler, Şükrü'mün değerleri. Karşılaştırıyorum.

Kağıdın en altında PLT değeri var. 150-400 arası olması gerekirken, Şükrü'mün değeri 28. Dışarı çıktım hemen, eşimi aradım. Pc başında mısın dedim, evet dedi. Google'a bi arat bakayım PLT düşüklüğü neymiş dedim. Baktı, lösemi, yani kan kanseri dedi.

Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Yoksa Şükrü lösemi mi dedi eşim, yok meraktan sordum, kapat tlfnu arayacam seni dedim. Acildeki doktora gittim. Siz bu çocuğu ameliyata alacaksınız ama kan testinde bi anormallik var, bu PLT normal değil dedim. Adam aldı kağıdı bakıyor.

PLT satırını kocaman bi daire içine aldı kalemle. Ameliyata girmeden dahiliye ve genel cerrahi uzmanları da bi görsün dedi. Eyvallah Allah razı olsun dedim. Dahiliye doktoruna götürdük hemen. Poliklinik saati başlamıştı. Dedim doktor durum bu. Baktı, ben bir şey söylemeyeyim +

Genel cerrahi görsün dedi. Genel cerrahiye götürdük. İki yan oda. Doktor muayene ediyor, kağıtlara bakıyor. Döndü bana "bu çocuğun apandisti sapasağlam" dedi. E dedim ameliyata sokacaklar birazdan dedim. Ne ameliyatı, bu çocuk tek başına duş alamaz, düştüğü yerde ölür dedi.

Bu çocuğun kan hastalığı var. Acilen şu 7 kan testini yaptırın hemen dedi, acil kaşesiyle kan alma merkezine yolladı bizi. Kan merkezi acil kaşesiyle gelen tahlil için 1 ay sonrasına gün verdi :)

Adamlara yalvarıyorum acil, bakın doktorun raporu var, imzası var diye. Dinlemiyorlar. Git özelde yaptır o kadar acilse dedi. Babam bana bakıyor napacağız diye. Dedim 1 ay beklenmez, mecbur özele götüreceğiz. İnternetten yer baktım hemen, yeditepe ünv hastanesi yapıyormuş

Bostancı'ya bastık gittik, 7 testi yaptırmak istersek 9bin tl fatura çıkarttılar. Dedik böyle böyle, lösemi olabilir, hangileri kesin karar için etkiliyse onları yaptıralım. 3 tanesi yeterli dediler. 1500 lira istediler 3 test için. Yaptırdık mecbur. Ertesi gün sonuçlar çıkacak

İşyeri hastaneye 10 dk. Babama dedim siz geçin hastaneye, sonuç ne zaman çıkacaksa ben geleyim. 2 saat sonra tlf açtı. Ağlamaktan konuşamıyor. Hiç üstelemeden kapattım tlfnu, basıp gittim hastaneye. Bahçede üçü de başka yerlere savrulmuş ağlıyorlar.

Doktorun yanına çıktım direkt. Nedir sonuç dedim. Lösemi dedi. Acilen hastaneye yatması lazım. 2 gün içinde hastaneye yatmazsa ölür kardeşin dedi. Buraya yatıralım dedim. Aylık 100bin tl verebilecek misiniz dedi. Ve kaç ay sürecek tedavi belli değil dedi.

Devlet hastanesi bulun, bulamıyorsanız şehir değiştirin, hangi hastanede onkoloji servisi varsa oraya yatırın hemen, vaktiniz yok dedi. Deli gibi sağa sola saldırdım. Kısa özet geçip herkesi arayıp hastane bulun, dileyin benden ne dilerseniz diyorum. Herkes seferber oldu.

Cerrahpaşa onkoloji bölüm başkanının Nişantaşı'nda muayenehanesi varmış. Bi tanıdık vasıtasıyla ertesi güne randevu aldık. 2010 Mayıs'ta randevuya ödediğimiz para 500 tl. Şükrü'm, valide, babam dördümüz gittik. Doktora sonuçları gösteriyoruz. Acil hastaneye yatması lazım dedi.

Dedim bak 13.kattayız. Şükrü'yü Cerrahpaşa'ya yatıracağını söyle, iste, camı açıp aşağı atlamayan şerefsizdir, arkama bakarsam namerdim, yeter ki bu çocuğu kurtar. Yer yok diyor. İmkansız diyor. İstanbul'da hastane bulamazsınız, başka şehire taşının diyor.

uA forum ayaklandı. Basket takımlarının sponsoru olan hastaneye yatırılsın, kulüp karşılasın masrafları diye. Bir yandan da deli gibi onkoloji servisi olan ve boş yatak olan hastane arıyorum başka şehirlerde. Yok. Cuma günü oldu. 28 Mayıs.

Cerrahpaşa hastanesine gittik, trombosit nakli yapılacak 2 gün kazanabilmek adına. Bu 2 gün içerisinde başka şehirlerden bi hastane bulup yatırmaya çalışacağız. Trombosit nakli yapılırken, kocaeli ünv hast'de 1 kişilik yer olabileceği, o da Pazartesi belli olacağı haberi geldi

Bekliyoruz Cerrahpaşa'da bir yandan. Saat 17:45 flndı. Bi görevli geldi. Zafer hoca sizi içeri çağırıyor. Babamla birlikte içeri girdik. 10 dkya yakın konuştu, Şükrü'mün o anki durumunu anlattı, 10 dknın sonunda "Şükrü'ye özel odalardan birisini açıyoruz" dedi

"Ama" dedi, "18:00'e kadar yani 5 dk içerisinde kayıt açtırmanız gerekiyor hastaneye" babam doktorun ayaklarına kapandı, bir yandan ağlayıp bir yandan Allah razı olsun diyerek ayaklarını öpüyor. Dışarı fırladım hemen. Şükrü'mün kimliğini alıp kayıt bölümüne koşmaya başladım

17:59'da kayıt servisinin önüne vardığımda konuşamıyorum, dil dışarda nefes almaya çalışıyorum. Adam diyor tamam sakin, yetiştin. Kimliği uzattım. 5-6 denemede kekeleyerek aç şu kaydı kurban olayım dedim.

Kayıt açtırmanın mutluluğu ile bizimkilerin yanına vardığımda Şükrü'm mahkeme duvarı gibi suratlaydı. Girdim koluna, konuşa konuşa onkoloji servisine çıkarttım. Valide refakatçi ben kalırım dedi. Deli oğlan kimseyi istemiyor. Ölecem ben nasılsa, kimse kalmasın diyor.

1 hafta çok zorlandık. Tedavi olmak istemiyor, sürekli bağırıyor çağırıyor. Sekizinci gün cumartesi günü ziyarete gittiğimde, valide tek başına odada. Şükrü nerde dedim. Tuvalete gitti dedi. Kattaki tuvalete gittim, kimse yok. Odaya döndüm, tuvalet boş dedim. Valide telaşlandı.

Koşarak aşağı indim. Cerrahpaşa hastanesini bilen bilir, çıkış kapısında otobüs durağı var. Bi baktım durakta. Yanına yaklaştım usuldan. Napıyon birader dedim. Beni görünce afalladı, abi bırak gideyim dedi. Nereye gideceksen beraber gidelim dedim.

Abi nasılsa öleceğim ben, bırak, bana eziyet çektirme, arkadaşlarımla vedalaşayım, sonra nerde düşüp kalırsam ordan alırsınız beni dedi. Tamam gidelim arkadaşlarının yanına diyerek koluna girdim. Oflayıp poflamaya başladı. Ağır ağır adımlarla hem yürüyüp hem konuşmaya başladım

Odaya kadar çıkarttım serseriyi. 1 hafta önce hastaneye yatırdığımız akşam Facebook'ta acil kan ve trombosit ihtiyacı diye grup kurmuştum. Ne kadar kalacağımız ve ne zaman ihtiyaç olacağı belli olmadığı için ilk günden aynı kan grubundan olanları liste yapmaya başlamıştım

Grubu kurduğumun ertesi günü Zafer Algöz mesaj attı Facebook'tan. Hastaneye yakın oturuyorum, kan grubum kardeşinizle uyuyor, 7/24 arayabilirsiniz diyerek tlf numarasını yazmıştı. Şükrü'm hastaneden kaçmaya kalkınca Zafer abi geldi aklıma.

Eve gider gitmez Zafer abiye uzun bir mesaj attım. Şükrü'mün durumunu anlatıp, hastaneyi sevmedi, kaçmaya kalktı, o hastaneyi sevmediyse, hastaneyi ona sevdirmek istiyorum bana yardım et abi, bi 5 dk ziyarete gel lütfen diye yazdım. Gün ve saati bildir kardeşim diye cvp geldi

1 hafta sonrası cumartesi için anlaştık kendisiyle. Bu sırada grubu kurduğum ilk günden itibaren Barış Hayta isminde birisi ajansta çalıştığını, açtığım grubu gördüğünü, Şükrü için bir şeyler yapmak istediğini yazıp çiziyordu. Şükrü'nün profili incelediğini, BKM izlediğini +

İstersem BKM oyuncularını Şükrü'ye ziyaret ayarlayabileceğinden bahsediyordu. Dedim abi mükemmel olur. Kaçmaya çalıştığını vs her şeyi anlattım. Tamam dedi o iş bende. Ben hala bir ajans çalışanı zannediyorum kendisini. Onunla da aynı Cumartesi'ye anlaştık mı

Cumartesi oldu. Arabayla hastaneye geçiyorum. Zafer abi aradı. Kardeşimiz hangi takımlı dedi. Galatasaraylı abi dedim. Tamam kardeşim görüşürüz dedi kapattı tlfnu. 1 saat sonra tekrar aradı, hastanenin girişindeyiz dedi. Geliyorum hemen abi dedim.

Bir yandan da düşünüyorum "girişindeyiz" derken? Nasıl yani? Fln diyorum kendi kendime. Bi gittim, bankta oturan iki kişi. Zafer Algöz ve Güven Kıraç. Şükrü'm Galatasaraylı diye, Galatasaraylı yakın dostu Güven Kıraç'ı getirmiş yanında.

Güven Kıraç aynı zamanda vakti zamanın altyapı hocamız Ali Yavaş'ın yeğeniymiş, o gün öğrendim. Şükrü'mün hiç bir şeyden haberi yok. Tamamen sürpriz yapmak istedim. Odaya ikisi birlikte daldığı an şoke oldu. İnanamadı.

Abilerimiz sağolsunlar Şükrü'mle yarım saat geçirdiler, keyifle sohbet ettiler, onları yolcu ettim, 1 saat geçmedi Barış aradı. Abi biz hastaneye giriş yapıyoruz arabayla diye. Aşağı indim hemen. Arabayı park ettiler. Arabadan bi indiler Şahin Irmak'lar, Murat Eken'ler vs

5.kata kadar Şükrü'm hakkında bilgi istediler, nedir durumu, ne aşamada vs. Tabi Şükrü'mün yine haberi yok ziyaretten. Şahin abiye rica ettim. Senin hıyarlı baba tiplemene bayılıyor. Odaya ilk önce sen, hıyarlı baba ses tonuyla girer misin dedim, emrin olur abi dedi

Şahin abi sağolsun, kapıyı açar açmaz meşhur repliği "napıyon lan gerizekalı" diye girdiği an Şükrü'm sevinçten yatağın üzerinde zıplamaya başladı. Peşinden diğerleri. Aaa şahin abi, aaa murat abi diye odaya giren herkesi ismiyle karşılıyor bizim deli oğlan

En son odaya organizasyonu yapan Barış Hayta girdi. Benim ajans çalışanı zannettiğim. Şükrü'm demez mi aaaa barış abi... ben şok. Barış şok. Ben kendi kendime diyorum lan bu kim, Şükrü nerden tanıyor? Barış Şükrü'me diyor; olm sen beni nasıl tanıdın?

Meğer Barış, dizi-sinema oyuncusuymuş, o dönem yılan hikayesi dizisinde yardımcı rollerden birisinde oynamış, Şükrü'm ordan tanıyor. Benden ziyade Barış asıl şoku yaşıyor. Şahin abinin Galatasaraylı olmasından sebep bi Galatasaray sohbeti başlıyor odada.

Şahin abi soruyor; hangi futbolcuyu seviyorsun en çok? Şükrü'm cevap veriyor; "Arda'dan başkası yalan, O'ndan sonrası Messi benim için" diye. 1 saate yakın sürdü ziyaret. Şükrü'm hiç olmadığı kadar acayip mutlu.

Ziyaret sona erdi, arabaya kadar yolcu ettim ekibi. 10 dk sonra tlf çaldı. Barış arıyor. Şükrü'mün tlf kullanıp kullanmadığını sordu. Kullanıyor dedim. Numarasını verir misin dedi. Hayırdır dedim. Sizin yanınızdan ayrıldıktan sonra Şahin bi tlf görüşmesi yaptı, görüştüğü kişi +

Şükrü'nün tlfnunu istedi dedi. Hayırdır kim o dedim. Arda dedi. Arda? dedim. Şahin, Arda Turan'ın yakın arkadaşlarından birisi, sizin yanınızdan ayrılınca Arda'yı aradı, senin büyük bi hayranın var, Türkiye'ye dönünce ziyarete gider miyiz diye dedi, Arda da tabii ki deyip önce +

Tlf açıp kardeşimize moral vermek istedi dedi. Ben dumur üstüne dumur oluyorum. Bir yandan da tlf no veriyorum. Şükrü'ye bir şey söyleme de sürpriz olsun dedi. Tamam dedim. Koşarak odaya çıktım. Validenin kulağına tlf çalacağını, Şükrü'yü dikkatle izlemesini söyledim

Tlf çaldı ve Şükrü'm yatakta yatarken tlfnu açtı; - efendim + merhaba kardeşim - merhaba abi + nasılsın - iyiyim abi sen nasılsın + sağol abicim - .... + sen beni tanımadın sanırım - yok abi tanıyamadım + ben Arda - memnun oldum abi + ben Arda Turan. Galatasaray kaptanı.

Şükrü'm kekelemeye başladı. - Ardaaaa... Arda abiiii.... + evet kardeşim ben Arda Şükrü'm dizlerinin üstünde yatakta zıplamaya başladı o esnada. - abi benle dalga geçmiyorsunuz di mi? + kardeşim sakin kal lütfen, doğru kişiyle görüşüyorsun Şükrü'mün o halini asla unutmam.

Bir yandan mutluluktan ağlıyor, bir yandan yatakta zıplıyor. - kardeşim şuan New York'tayım, ilk fırsatta geleceğim yanına, burdan bir şey istiyor musun getireyim mi? + abi sen gel, dünyaları verirsin bana - geleceğim kardeşim, sen de tedavine odaklan statta ağırlayacağım seni

Hastanedeki sekizinci gün yaşandı tüm bunlar. Sekiz gün boyunca her gün 7 saatte bir değişen, günlük 4 şişe serum yedi. Her gün kan veya trombosit nakli aldı, 3 gün her ikisini birden aldı. Ama o güne kadar. O günden itibaren 2,5 ay boyunca ne serum, ne kan, ne trombosit aldı.

Bu siktiğimin lanet olasıca hastalığında moralin ne kadar önemli olduğunu o gün öğrendim. Sonra mı? Arda ziyarete geldi tabii ki. Sözünü tuttu. Hatta Arda sayesinde Şükrü'm hastanede itibar dahi gördü sağolsun.

Arda'nın bi tlfnuyla morali tavan yapınca, hastane ziyaretlerine, ziyaret imkanı bulamayanlara tlf açtırarak hastaneyi sevdirdik aslan parçasına. Onlarca ziyaretçi, yüzlerce tlf. Son ziyaretçisi yine rahmetli Tuncel Kurtiz abimizdi hatta.

Sağınızda solunuzda duyduğunuz, duyacağınız "lösemi" kelimesi, "kanser" kelimesi, birer kelimeden ibaret değil. Arkasında nice hikayeler, nice anılar barındırıyor tahmin bile edemezsiniz. İlik nakli çağrılarına da kayıtsız kalmayın. Kimin, ne olacağı hiç belli değil bu hayatta.

Şükrü'mün vefatının 9.senesi bugün. Anasayfalarınızı işgal ettiğim için kusura bakmayın. Öyle yazmak istedim. Paylaşmak istedim. Allah düşmanıma bile vermesin bu illeti. Herkese hayırlı geceler.



Follow us on Twitter

to be informed of the latest developments and updates!


You can easily use to @tivitikothread bot for create more readable thread!
Donate 💲

You can keep this app free of charge by supporting 😊

for server charges...