Sakalar İskitler(Gizlenen Eski Anadolu Halkı)

Sakalar İskitler(Gizlenen Eski Anadolu Halkı)

04-04-2020

12:35

✔Bektaşilik, en temelde göçebe halk dini olarak görülen ve veli kültü üzerine kurulu bu inançsal yapı Alevilik ile aynı şey miydi? ✔İki inançsal sistem arasındaki entegrasyon nasıl sağlandı? ✔Osmanlı-Safevi ilişkileri Alevi-Bektaşi inancını ne yöne evirdi? (1)

Akademik camiada “halk İslam’ı” olarak isimlendirilen Bektaşilik, zannedildiği gibi basit bir inanç sistemi olmaktan ziyade, birçok unsurun bir araya geldiği ve süreç içerisinde gerek coğrafi gerekse siyasi birçok etkinin altında kalmasından ötürü çeşitli kültürel kodları +++(2)

3-+++bünyesinde barındıran bir inançsal yapıdır. En temelde göçebe halk dini olarak görülen ve veli kültü üzerine kurulu bu inançsal yapı Alevilik ile aynı şey miydi? İki inançsal sistem arasındaki entegrasyon nasıl sağlandı?

4-Osmanlı-Safevi ilişkileri Alevi-Bektaşi inancını ne yöne evirdi? Anadolu’nun İslamlaşma hadisesi yüzyılları alan bir süreçtir. Bu süreçte göçebe hayatı yaşayan Türkmen aşiretleri kendi aşiret hayatlarına uygun İslam’ın mistik bir yorumu diyebileceğimiz ‘Türkmen dindarlığı’+++

5-+++bir yaşıyorlardı. Bilim adamlarının halk İslam’ı diye formülüze ettikleri bu inanç sistemi, yıllarca söylenegeldiği gibi basit ve ilkel bir inanç sistemi değildir.

6-Tabiatla iç içe, bulunduğu coğrafyanın farklı kültür ve inançlarını miras alıp özümseyebilen, pragmatik ve sosyo-iktisadi gerçeklerine uygun dinamik bir inançtır.

7-Doğası gereği dışa açık ve hoşgörüsü yüksek olan göçebe unsurlar farklı etkilere açık olmaları hasebiyle rahatlıkla farklı dini kompartımanlara bölünebilmektedirler.

8-Bu da merkezi İslami anlayışını (Ortodoks İslam) bütün toplumsal kategorilere aynı oranda uygulatmaya çalışan ve bu konuda gerektiğinde dayatmada bulunan merkeziyetçi-bürokratik Selçuklu ve Osmanlı Devleti’nin işine gelmeyecektir.

9-Sonuçta Alevi yazarların Selçuklu ve özellikle ‘Osmanlı emperyalizmi’ dedikleri göç, iskân ve sürgün metotlarına karşı Türkmenleri meydan okumaya sevk etmiştir.

10-Bu meydan okumanın ilk örneği, 1240 tarihinde Anadolu kırsalında patlak veren ve sonuçları günümüze kadar uzanan Babaîler isyanıdır.

11-Bu Türkmen harekâtının önderleri Baba İlyas, Baba İshak ve müritleri ne Bektaşi ne de Kızılbaş (Alevi) değillerdi.

12-Ahmed Yesevi’nin nüfuz bölgesi Horasan menşeli bu Türkmen dervişleri, 16.yy.da tarikat kurumlaşmasını tamamlayacak olan Bektaşiliğin alt yapısını oluşturan Babaî, Kalenderî, Yesevî, Haydarî, Hurufî, Anadolu Ahi ve Abdal zümreleridir. Bunlar İslam öncesi Türk inanç +++

13-...Bunlar İslam öncesi Türk inanç geleneklerine güçlü şekilde eklenmiş ve İslamileştirilmeleri henüz tamamlanmamıştı.

14-Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan bu Türkmen inancı, İran üzerinde (Horasan tasavvuf mektebinden) İslami unsurlarla süslenmişse de Şamanist dönemlerden kalan tabiat kültü (yer-sub), evliya kültü vb. inançlar etrafında Anadolu’ya has bir şekilde gelişme göstermiştir.

15-Aşıkpaşazâde 13. ve 14. yy. Anadolu’sundaki göçmen nüfusu tasnif ederken Abdalân-ı Rum, Gaziyân-ı Rum, Ahiyân-ı Rum ve Bacıyân-ı Rum adlı dört zümreye ayırmıştı.

15-Osmanlı devletinin merkezi-bürokratik hükümeti yükseldikçe bu zümrelerin sosyo-politik sahnedeki önemleri gittikçe zayıfladı ve etkileri sönüp gitti. Fakat bu grupların bakiyeleri muhtelif biçimlere bürünerek merkezileşme sürecine karşı muhalefetin odağı haline geldiler. +++

16-+++Bu adem-i merkeziyetçi gelenekler daha sonra Kızılbaş hareketi ve Bektaşi tarikatı tarafından miras alındı.

17-İlk Bektaşiler Bektaşi tarikatının kökenini oluşturan Babaîler ve Rum Abdalları gibi popüler sufi zümreler Babaî geleneği içinde yetişmiştir. Bu gelenek veli kültü üzerinden şekillenmiş tasavvuf merkezli bir dindarlık ortaya koyuyordu.

18-Bu nedenle Bektaşiliğin kurumlaşmasına kadar olan bu dönemi ‘İlk Bektaşiler’ başlığı altında ele almayı uygun bulduk. 13. ve 14. yy. Anadolusu halk İslam’ında eski Türk geleneklerinin derin izlerinin görüldüğünü belirten Köprülü, göçebe, konar-göçer ve hatta son dönemde +++

19-+++yerleşmiş köylü Türk nüfusunun İslami inanç ve pratiklerinin çoğunun İslam’ın yükselişinden sonra da devam ettiğine işaret etmişti.

20-Selçuklulardan beri Anadolu’da Türkmen şeyh ve dervişleri, baba ve dede olarak adlandırılıyordu ki İslam öncesi Şaman ve Kam denilen din adamlarına çok benziyordu.2

21-13. ve 14. yy. Anadolusu Türkmen toplumunun manevi hayatına hâkim olan dini figürlerin çoğu, zamanla Bektaşi geleneği tarafından benimsenmiştir.

22-Hacı Bektaş Veli’den (ö.1271) iki yy. sonra 15.yy.da Uzun Firdevsi tarafından kaleme alındığı kabul edilen Vilayetnâmesi, iki yüzyıl boyunca (çeşitli değişim ve eklemelerle gelişen) kolektif hafızanın bir ürünüdür.

23-Vilayetnâme’de anlatılan öykü ve rivayetler popüler sınır kültürü ve dini anlayışı sergilemektedir.3

24-Bektaşilik bir halk dini, daha doğrusu temelde göçebe halkların dinidir. Veli kültü üzerine kurulu, Ehl-i beyt sevgisinin ve şeriat kurallarının yüzeysel, ancak mehdici karakterin baskın olduğu Türkmen dindarlığı, Anadolu’nun göçebe muhitlerinin hakim din anlayışını ifade +++

25-+++ediyordu. Dolayısıyla Türkmen yaşam tarzı ve popüler sufiliğin bir sentezi olarak ortaya çıkan ilk Bektaşilerde, Şiî unsurlar yoktu. Bunlar şehirlerden kopuk, atalarının köklü inançlarını ve Şaman uygulamalarını devam ettiren konar-göçer insanlardı.

26-Anadolu’ya gelen ilk göçebe Oğuz boyu olarak kabul edilen Çepnilerin Bektaşlı oymağının şefi olan Bektaş Veli’nin temsil ettiği Türkmen dindarlığı, henüz tarikat halinde kurumlaşmadan önce, göçebe-aşiret hayatının yapısına uygun bir toplumun inançlarının niteliklerini taşır.

27-Orta Çağ kaynaklarında Türkmen kelimesi yeni Müslüman olmuş göçebe Türk nüfusu için kullanılırdı. Kentli nüfus Türkmenlere iyi gözle bakmıyordu. Onlardan söz ederken ‘Etrak-i bî-idrak’ ve ‘Etrakin dini zayıf’ deniyordu.

28-Başlangıçta Şaman inançlı Türkler Gök Tengri’ye ve tabiat güçlerine tapıyorlardı. Şaman ve kam adlı din öncüleri tabiatın gizemine ve gayba hükmedebildiklerine inanılıyordu.

29-İslam öncesi geleneklerini uzun süre koruduklarını bildiğimiz aynı zamanda aşiretlerinin de lideri olan bu Türkmen şeyh ve dervişler, dini olduğu kadar siyasi ve sosyal hayatın başlıca düzenleyicisidirler. Baba İlyas ve müdavimi Hacı Bektaş Veli bunun tipik örnekleridir.

30-Bektaşiler, Ahmed Yesevi’nin manevi mirasçıları olarak görülmektedir. Baba İlyas ve Hacı Bektaş Veli(HBV)’ye verilen Horasanî lakabı bunu göstermektedir. Dolayısıyla Bektaşilik, Babaîler ve Rum Abdalları içerisinden çıkmıştır.

31-Ama senkretik yapısı gereği değişik inanç ve kültürleri de özümseyerek daima değişmiş ve gelişmiştir. Baba İlyas’ın önde gelen müritlerinden olan ve sonradan Bektaşiliğin piri olacak olan HBV'nin kardeşi Menteş ile birlikte Babaîler isyanına katılmıştı.

32-İsyanın kanlı bir şekilde bastırılmasından (1240 Malya Kırımı) ve Babaîlerin önderi Baba İlyas öldürüldükten sonra kardeşi Menteş’i de bu savaşta kaybeden Bektaş Veli, Selçuklu takibatından kurtulup Kırşehir’e gelerek Sulucakaraöyük’teki tekkesinde bir süre inzivaya çekilmişti

33-Siyasi çekişmelerden uzak, mistik faaliyetlerini tekkesinde sürdürmeye devam etmiştir. Babaîliğin bundan sonraki evresi Abdalân-ı Rum adı verilen dini-mistik safhadır.

34-Aşıkpaşazâde Tarihi, Elvan Çelebi’nin Menakıbu’l-Kudsiyesi ve Hacı Bektaş Veli Vilayetnâme’sinin bu yöndeki rivayetlerini doğrulamaktadır.4

35-Hacı Bektaş Veli’den ziyade en önemli müridi Abdal Musa o zaman daha çok ön plandaydı. Rum Abdalları, HBV’nin dergâhına bağlı olarak faaliyetlerini sürdürmüşlerdi. Bunlar hiçbir zaman kendilerine Bektaşi demiyorlardı.

36-Orhan Gazi’nin gazalarına katılmış olan Abdal Musa HBV kültünü Batı Anadolu’da gaziler arasında ve Osmanlı fethiyle Rumeli’de yayılmasında öncülük etmiştir.5

37-14.yy.da Yeniçeriler arasında HBV kültü yerleşmeye başlayınca Bektaşiler tarikatıyla bu yeni ordu arasındaki bağ kurulmuş oldu. Yeniçeriler Hristiyan çocuklar arasından devşirilmekte ve Müslüman Türk köylerinde yetiştirilmekteydi.

38-Bu asker ocaklarının yeni alınan ülkeleri İslamlaştırmakla görevli bir dervişler tarikatına bağlanışının açıklaması buradadır.

39-HBV’nin şöhreti (kültü), Rumeli’ye göçürülen göçebe Türkmenler ve Yeniçeriler vasıtasıyla Balkanlar’da yerleştikten sonra, bazı çevrelerce ‘Bektaşi Müslümanlığı’ tabirinin kullanılmasına sebep olmuştur.

40-Böylece Bektaşiler yeni alınan ülkelerde Osmanlı propagandasının aracı oldular. Tarikatın Balkanlar’da yayılmasının sebebi budur. Balkanlar’da Hristiyanların İsa’sı, Bektaşilerin Ali’sine katılmaktadır.6

41-Selçuklu baskısından dolayı Türkmen beyliklerinin hâkimiyet sahası olan uçlarda tekkeler açarak halk arasında kendi öğretilerini yayıyordu. Bunda da en büyük rolü, vaktiyle Abdalân-ı Rum’un en kuvvetli temsilcisi HBV’nin yaşadığı Sulucakaraöyük (Hacıbektaş ) tekkesidir.

42-Bektaşi geleneğinin ikinci önemli azizi olarak kabul edilen Abdal Musa da Hacı Bektaş-ı Veli gibi Alevi cemaatleri tarafından takdis edilir.

43-Trakya’nın fethinde yararlı hizmetleriyle tarihe geçen Kızıldeli (Seyyid Ali Sultan) Bektaşi tarikatını Balkanlar’da yayan üçüncü önemli isimdir.

44-Bektaşi Ocaklarının en önemlilerinden olan Seyyid Ali Sultan, Velâyetnamesinde Horasan’dan gelip Hacı Bektaş Veli’yi ziyaret etmiş, onayını aldıktan sonra Rumeli’yi fethe çıkan bir gazi-derviştir.

45-Evrenosoğulları, Turahanoğulları, Malkoçoğlu, Timurtaş Paşa vd. fatih gazi aileleri bu ocakların etrafında gazalarına yön vermişlerdi.

45-Taptuk Baba’nın tekkesine müdavimi Yunus Emre de, Ahi zaviyesine mensup Şeyh Edebali de uçlarda ilk Osmanlılar ile temas halinde olan aynı Müslümanlık anlayışına mensup Türkmen dervişleridir.

46-Babaî, Yesevî, Rum Abdal’ı, Ahi veya hangi derviş tarikatına mensup olduklarını net olarak tespit etmek mümkün görünmüyorsa da ilk dönem gazi-dervişlere kabaca ‘ilk Bektaşiler’ demek yanlış olmasa gerektir.7

47-Yunus Emre’nin (ö.1321) adı Vilayetnâme’de geçmesine rağmen, Yunus’un hiçbir şiirinde HBV’den bahsedilmemektedir. 15.yy.da yazan Aşıkpaşazâde de HBV’yi Baba İlyas’ın hareketiyle ilgili olduğunu belirtmesine rağmen tarikat kuracak düzeyde önemli bir şahsiyet olmadığını söyler

48-16. veya 17. yy.da yaşadığı düşünülen ‘gerçek Karacaoğlan’ın şiirlerinde ise HBV’den ve Bektaşi neşesinden bahsedilmektedir. Bu süreç, HBV kültü etrafında teşekkül ettirilen Bektaşilik tarikatının 13. ve 14. yy.lardan çok sonra sistemleşip yayıldığını göstermektedir.

49-Bu da Kızılbaş propagandalarının Anadolu’da (Osmanlı Sarayı'na göre) ölümcül bir tehlike olmaya başladığı 15. ve 16. yy.lara denk gelmektedir.

50-Bektaşilik denilen olgu, HBV dışında gelişmiş olabilirdi ve HBV başlarda sonradan edindiği kadar şöhret bir isim değildi. Zamanın siyasi ve sosyal konjonktüre bağlı olarak gelişen olaylar, mesela HBV’nin ilk Osmanlılarla sıkı ilişkileri ve Yeniçerilerle kurulan bağ, +++

51-+++Şiî-Kızılbaş propagandalar vb. süreçler HBV’yi merkez-kaç çevre ile merkezi güç arasında bir denge durumuna getirmiş olmalıdır. Osmanlılar merkez-kaç güçlere karşı Yeniçeriliği merkezi bir güç olarak ihdas ederken, +++

52-+++ dini ve sosyal alanda heterodoks cemaatlere karşı en uygun araç olarak HBV ve Bektaşi tekkelerini kullanmıştır.

53-Vilayetnâme HBV’yi Ahmed Yesevî’ye, onu da On İki İmama ve Hz. Ali’ye bağlamaktadır. Ancak Anadolu’da başından beri Ehl-i beyt sevgisi derindir. Bunu, 15.-16.yy.da kurumlaşan ve inançlarında Ehl-i beyt sevgisini esas alan Kızılbaş-Şiiliği ile karıştırmamak lazımdır. +++

54-+++Zira Vilayetnâme’de hiçbir şekilde Şiî unsurların bahsi geçmez.

55-Bektaşi Tarikatı Dönemi Halka dayalı bu öğretinin adap ve erkânının yeniden tespit ettirilip Bektaşilik tarikatı halinde Osmanlı hükümetince resmen tanınması, Şah İsmail’in Kızılbaş-Safevi Devletini kurduğu zamana denk gelmektedir. +++

56-Şah İsmail’in halife ve dai’lerinin propagandaları Anadolu Türkmen muhitlerinde güçlü bir yankı buluyordu. Anadolu’da Osmanlı yönetimine karşı şiddetli isyanlar baş göstermeye başlamıştı. Öyle ki ilk büyük Kızılbaş ayaklanmasının lideri Şahkulu, Bursa surlarına kadar ulaşmış,

57-İstanbul’a göz dikmişti. II. Bayezid döneminde doruk noktasına ulaşan Osmanlı karşıtı ve Safevi yanlısı toplumsal hareketlerin sosyo-politik ve dinsel derinliklerini çağdaş Osmanlı kaynaklarında görmek mümkündür.8

58-Bu şartlar içerisinde II. Bayezid, 1501 yılında Bektaşi şeyhi Balım Sultan’ı (ö.1516) Rumeli’de Kızıldeli dergâhından alıp Kırşehir’deki Hacı Bektaş Tekkesi postnişinliğine oturttu. Bugünkü şekliyle bilinen Bektaşilik, merkezi bir hiyerarşiye bağlandı ve kurumlaşmaya başladı.

59-II. Bayezid, HBV dergâhının türbesini yaptırmış, bazı Osmanlı sultanları da bu tekkeyi koruyup gözetlemişlerdi.

60-Ancak bu, Bektaşiliğin tamamen Osmanlı dini ve idari siyasetine karşı muhalefet etmediği anlamına gelmemelidir. Balkanlar’daki Alevileri, Şeyh Bedreddin örneğinde olduğu gibi, Türkmen nüfusunun etkili olduğu yerlerde fırsatını buldukları zaman isyana kalkışmaktan çekinmediler.

61-Yeniçeri isyanlarının arkasında da hep Bektaşi Ocakları vardı. Bu yüzden 1826 yılında Vaka-i Hayriye ile Yeniçeriler imha edildiğinde Bektaşi dergâhları da kapatılmış, ''malına mülküne el konulup, yeni saraya giren Süleymaniyeli Şeyh Halidin tarikatına devredilmiştir.''

62-Kurumlaşma dönemi diyebileceğimiz Balım Sultan zamanında Bektaşilik, Hurufi ve Kızılbaş-Şiî tesirlerden etkilenmiştir. Hak-Muhammed-Ali yolu olarak tescil edilen öğreti ve On İki İmam kültü, Kerbela kültü, Tevella-teberra gibi öteki Kızılbaş-Şiî unsurlar da +++

63-+++Bektaşiliğin esasları arasına girdi. Ancak bu unsurlar hulul, tenasüh, Mesih telakkisi gibi İslam öncesi uzantısı olan inançlarla birlikte girmiştir.

64-Bununla birlikte tarikatın adap ve erkânı, dede-baba ve bunları temsil eden halifeler kısaca Bektaşi teşkilatı, bazı yeniliklerle birlikte bu dönemde kurumlaşmıştır.

65-Balım Sultan’dan itibaren Hristiyan ruhban sınıflarına benzer mücerretlik (bekârlık) geleneği başlatıldıysa da bu, HBV’nin soyundan geldiğini öne süren Çelebiler (bel evladı) ile bunu reddeden ‘yol evladı’ babalar (yani mücerretler) olarak ikili bir bölünme başlattı.

66-Bektaşilerin başlıca vasfı, yerli inanışları (kült) kolaylıkla benimsemesi, çevre ile uyum içinde olması, kısaca onun bir senkretizm, bir inançlar karışımı olmasıdır. Bektaşiler, bazı Hristiyan dini bayram ve öğelerini kendine mal etmiştir. +++

67-Nitekim en tanınmışları Saint Georges gibi bazı Hristiyan azizler, Hızır kültü ile bütünleşerek Hıdrellez (Hızır İlyas Bayramı) kutlamaları adı altında Bektaşilerce kendilerine mal edilmişlerdir. Hasluck bunu ortak ziyaretler başlığı altında birçok örnekle ele almıştır.9

68-Bununla birlikte Birge, Hasluck, Jakob. vb. yabancı araştırmacılar Bektaşilik’te önemli oranda Hristiyan unsurların varlığından söz ederler. Bektaşilerin Hak-Muhammed-Ali yolunu teslis, On iki İmam inancını İsa’nın On iki havarisi, dolu (bade) içmeyi, şarap-ekmek ritüeli, +++

69-+++çerağ uyandırmayı mum yakma, Alevi köylerinde halen yaşayan yumurta geleneğini Paskalya, Düşkünlük kurumunu Aforoz vd. Cem ayinlerinde bazı ritüellerin, özellikle Balkanlarda, ve eski Hırıstiyan Türklerin, dimağında olan Hristiyan etkilerden kaynaklandığı öne sürülür.

70-Kızılbaşlığın Kurumlaşması Bektaşilik gibi Kızılbaş inancının köklerinin Orta Asya ve İslam öncesi Türk inançlarına kadar geriye gittiği genel kabul görmüştür.

71-Ancak Kızılbaş sufiliği, her şeyden önce merkezi Erdebil olan Şeyh Safiyüddin’in piri bulunduğu tarikattan neşet etmiştir.

72-Başlangıçta Sünniliği konusunda ekseriyetin aynı fikirde olduğu Safevî tarikatı, Azerbaycan, Orta Asya, İran, Suriye ve Anadolu’da elit ve halk kitleleri arasında muazzam bir takipçi kitlesine sahipti.

73-Tarikatın ana kaynağı Safvetu’s-Safa’ya göre de Şeyh Safi, Sünni’dir ve Pir-i Türk olarak anılır. Bu tarikatın Osmanlı başkentinde Emir Sultan, Somuncu Baba, Akşemseddin, Hacı Bayram-ı Veli vd. önemli temsilcileri vardı.

74-Şeyh Safiyüddün (ö.1344), -o dönemde tasavvuf alanında mezhepten ne kadar bahsedilebilirse- Sünni dünya içinde yüksek prestijli bir imaja sahipti. +++

75-+++Erdebil sufileri gittikleri her yerde üst düzey karşılanıyor, Erdebil Ocağı’na Osmanlı sarayı dâhil hükümet merkezlerinden nezir ve sadaka adı altında yardımlar yağıyordu.

76-Ancak tarikat 15.yy. boyunca köklü bir değişim geçirdi. Kızılbaş davası, Erdebil’de 14. yy.da ortaya çıkan bu tarikatı önce devrimci-mehdici bir harekete, ardından İran’da iki buçuk asır hükmedecek Şiî-Kızılbaş bir devlete dönüştürdü.

77-Kızılbaş kimliğinin toplumsal bir varlık ve bir inanç sistemi olarak kuruluşu esas olarak, 15. ve 16. yy.ın bir mirasıdır.10

78-15.yy. ortalarında giderek artan Osmanlı merkeziyetçiliği ve göçebeleri dışlayan yeni nizamı karşısında Anadolu’nun Türkmen konar-göçerleri çareyi tam da o dönemde dönüşüm sürecine girmiş olan Safevî tarikatına sığınmakta bulmuşlardı. +++

79-Rumeli’de HBV kültü etrafında yükselen pasif protestoya karşı 14. yy.ın sonunda Safevî liderliğinde birleşen muhalefet aktif bir şekilde gelişiyor, Alevi yazarların ifadesiyle Türkmenler, Osmanlı emperyalizmine meydan okuyordu.



Follow us on Twitter

to be informed of the latest developments and updates!


You can easily use to @tivitikothread bot for create more readable thread!
Donate 💲

You can keep this app free of charge by supporting 😊

for server charges...