Dr. M. Murat Kubilay

Dr. M. Murat Kubilay

23-10-2019

12:24

1-“Ekonomik kriz geride kaldı, dolar da artık uçup kaçmıyor, işsizlik varsa gençler iş beğenmediğinden” sözleri havada uçuşuyor. Böyle bir ortamda ekonominin durumunu ve önümüzdeki döneme ilişkin beklentileri yazmanın vakti gelmiş demektir.

2-Bu bilgiselde resmi kurumların verilerine ve haberlere dayanarak içinde olduğumuz krizin gidişatını bol grafikle masaya yatıracağız. Çünkü göstergeler hükumetin elindeki politika araçlarının sınırına yaklaştığımızı gösteriyor.

3-Krizin 2. perdesinde sahnedeki dekor ‘Saray Rejimi’. Son karar verici Erdoğan ve onu karara yönlendiren, basın mensuplarına, ekonomi bürokratlarına, iş dünyasına, kurumsal yatırımcılara nihai kararları aktaran Albayrak.

4-Önce mevcut ekonomik durumu özetleyelim. Ardından Erdoğan’ın ekonomi modelinin temellerini ifade edelim. Bu modelin 2020’de neden tıkanacağını açıklayalım. Eldeki son kozu söyleyelim ve bu kötü senaryodan nasıl kurtulabileceğimizi belirtelim.

5-Hepsinin öncesinde krizin neden bitmediğini tek bir grafikle netleştirelim. Türkiye, döviz cinsi borç nedeniyle krize girmişti. Aşağıda bu borcun GSYH’ye olan oranının Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırmış güncel halini bulabilirsiniz (%61,9).

6-Brüt borcun 447 milyar dolar, net borcun da 268 milyar dolar olduğunu vurgulayarak; bu borç konusu çözülmeden krizin geride bırakılamayacağını vurgulayıp mevcut durumla başlayalım. İlk olarak ekonominin çarklarının dönüp dönmediğine bakalım.

7-Aşağıdaki görselde sanayi üretimi verisi var. 0’ın altındaki istikrarlı değerler küçülmenin devamı demek. 2019 yılı 2. çeyreğinde özel sektör yatırımlarının %22,8 gibi korkunç bir oranda düşüşünün ardından yadsınamaz bir düzelme var

8-İkinci olarak imalat sanayi PMI grafiğine bakalım. 50’nin altındaki veriler küçülme sinyali. Son aylardaki kısmi iyileşmede imalat sanayinin payının yüksek olduğunu görülüyor. Ama unutmayalım ki en başta inşaat olmak üzere hizmetler işkolları bu veriye dahil değil.

9-Sırada tüketici güven endeksi var. Harcamaların %70’i hane halkının tüketimine dayanır; dolayısıyla işlerin yolunda gittiğine dair onlar ikna edilmeli. Görüldüğü üzere endeks 2004 yılından beri en düşük değerinde ve bir türlü toparlanma gelmiyor.

10-Bu veri anketle toplandığı, ülkemizdeki politik kutuplaşma had safhada olduğu için; bu kadar karamsarlık bir ölçüde iktidar partisine performansından bağımsız politik bir tepki kaynaklı olabilir. Hemen bu şüphenin doğruluğunu teyit edelim.

11-Bu grafikte yurt içinde yerleşiklerin tuttuğu döviz mevduat miktarı var. Yeşil çizgiye odaklanalım; yine rekor düzeyde. Ağustos 2018’den itibaren günümüze kadar; dolar kurundaki iniş çıkışlara rağmen; herkes parasını dövize yatırmaya devam etmiş.

12-Üstelik TL cinsi yüksek mevduat faizi, bu faize uygulanan vergi teşviki ve dolar cinsi mevduatları caydırıcı önlemlere rağmen. Yastık altında veya bankalarda özel kasalarda biraz dolar, daha çok altın olarak tutulan birikimler elbette dahil değil.

13-Sözü fazla uzatmayalım hane halkında ekonominin iyileştiğine dair herhangi bir inanç bulunmuyor. Özetleyelim; bir iyileşme var; yani hala dipte değiliz ama krizi de geride bırakamıyoruz, hatta dibe geri dönebiliriz. Sıra geldi Erdoğan’ın ekonomi modeline.

14-2002 sonrasında tek parti iktidarının sağladığı istikrar ve bankacılık sektörünün yapılandırılması; 1990’lardaki sıkışmışlığın geride bırakılmasına imkân tanımıştı. Yeni dönemde inşaat başta olmak üzere hizmetler sektörü desteklenmekteydi.

15-Devletin mega proje uygulamalarıyla iç talep körükleniyor; gerekli finansmanı sağlamak bankalara düşüyordu. IMF’den alınan krediler, özelleştirme gelirleri ve istikrar sonucu banka/ holdinglerin yurt dışından borçlanabilmesi sistemin yakıtını sağlıyordu.

16-Elde edilen döviz, borçlanılan dövizi karşılamadığında cari açığa ve finansal istikrarsızlıklara yol açıyordu. 2008 küresel finans krizine bu koşullar altında girdik; teğet geçmese de ok bir uçtan sert girip diğer uçtan 1 sene içinde çıkınca oyuna devam edebildik.

17-2008-12 arasındaki dönemde lider merkez bankalarının dünyayı para bolluğuna sokmaları sonucu sistem verimliliği düşse de bir şekilde sürdürülebildi. Bu dönem Mayıs 2013’teki ABD Merkez Bankası’nın (Fed.) daraltıcı politikaya geçiş imasıyla birlikte sona erdi.

18-Türkiye, küresel finansal krizin ardından Babacan-Şimşek ikilisinin çıpa görevinin zayıfladığı; seçim odaklı kısa vadeci ekonomi politikaların daha baskın olduğu bir döneme girdi.

19-Bu dönemde aşırı düzeye ulaşmış cari açık kaynaklı; döviz kuru ile faiz oranlarındaki istikrarın sona ermesi son ana kadar göz ardı ediliyor; en nihayetinde Merkez Bankası’nın (TCMB) piyasaya boyun eğmesi ile sonuçlanıyordu (Ocak 2014 ve Ocak 2017).

20-Gezi Direnişi ve 17-25 Aralık iddialarıyla sarsılmış AKP’nin Mart 2014’te başlayan uzun seçim maratonunda mağlup olması ‘beka’ sorunu anlamına gelmekteydi. İlk yılları AKP atlatmayı başarsa da yanlış sistemin kötü uygulaması Şubat 2018’le birlikte patlak verdi.

21-Seçim odaklı, düşük kaliteli, istihdam yaratmayan ve dış finansman ihtiyacını körükleyen ekonomi modeli 2018 yılındaki kur ve faiz atağıyla birlikte iflas etmiş oldu. Dolar kuru ve piyasa faizleri zirveye çıktı; ta ki TCMB politika faizi %24’e çekilene kadar.

22-Böyle bir sonuçtan sonra bu modelin geride bırakıldığını ve yeni bir siyasi anlayışın hâkim olduğunu söylememiz gerekirdi. Fakat öyle olmadı ve bu modelin ömrünü daha da uzatabilmek adına tek seferlik kullanım hakkı olan politika araçları devreye sokuldu.

23-Vergi affı, imar barışı, bedelli askerlik ve TCMB yedek akçesi ile 122 milyar TL bütçeye girdi. Tüm bunlara rağmen bütçenin içinde bulunduğu durum aşağıdaki görselin mavi çubuğunda rahatça görülebiliyor.

24-Yeni bir kur atağına karşı swap sınırlaması getirildi ve hatta TCMB döviz cinsi bir şekilde borçlandırılıp elde edilen vadeli dövizler kur hareketliliğinde kamu bankaları üzerinden kullanıldı. En etkili olanı Eylül 2018’de TCMB’nin aldığı sert faiz kararı idi.

25-Döviz kurunun yüksek seviyesi cari açığın bıçak gibi kesilmesine; faiz oranının yüksek seviyesi de baz etkisinin de sayesinde fiyat istikrarının bir ölçüde olsa sağlanmasına neden oldu. Özetle bir şekilde Ekim 2019’a gelebildik. Peki ya bundan sonrası?

26-Bahsettiğim süreçte ekonomiyi ayakta tutabilmek için o kadar çok olağanüstü önlem uygulandı ki; olağanüstü önlem bile yalnızca 1 tane kaldı. Bu yazının hazırlandığı dakikalarda TCMB değerleme hesabının Hazine’ye devri bile gündeme geldi.

27-Erdoğan ve Albayrak’ın 2020 ve ötesi için tasarladığı sistemi hatırlayalım. Özel sektör yatırımları yapmıyorsa, kamu-özel iş birliğinde mega projeleri zorlayalım; özel bankalar kredi vermiyorsa, kamu bankaları versin; vergi gelirleri yetmiyorsa, devlet borçlansın.

28-Kamu-özel iş birliğindeki mega projelerle başlayalım. Hükumet Kanal İstanbul gibi ‘çılgın’ projeleri üretme zihin gücüne sahip. Bu tip projelere dahil olmak isteyen yandaş veya yarı yandaş çok sayıda özel sektör teşebbüsü geçtiğimiz yıllarda bulunmaktaydı.

29-Ancak işler son dönemde değişti. Örneğin İstanbul Havalimanı işletmesinden Kolin İnşaat paylarını devrederek çekildi. Havalimanına erişim için yapılan metro hattı inşaatındansa Bayburt Grubu çekildi.

30-Peki ya neden? Çünkü bu gruplar bu denli büyük projelere yetecek düzeyde işletme sermayesine dahil değiller. Çok açıldıklarının farkındalar, geri adım atmak zorunda olduklarını; aksi halde olası bir kur patlamasında iflas edebileceklerini öngörüyorlar.

31-Tek tük örnekleri geçelim ve özel sektörün döviz cinsi brüt borcunu gösteren aşağıdaki grafiği inceleyelim. Şubat 2018’de borç miktarı 222 milyar dolar ile rekor kırmışken, bu miktar geride kalan 1 buçuk yılın ardından 196 milyar dolara düşmüş durumda.

32-Yani şirketler borç alıp yatırım yapmaktansa; varlıklarını satarak/ kazandıkları karları kullanarak borçlarını ödüyor. Hükumet bu projeler için yeni ortak bulmakta zorlanıyor; çünkü kimse enkazın altında kalıp bugüne kadar kazandığından olmak istemiyor.

33-Gelelim ikinci araca; madem özel bankalar borç vermiyor, öyleyse kamu bankaları versin! Aşağıdaki kamu ve özel bankaların toplam kredi büyüklüğü endeksini bulabilirsiniz. 2002’den bu yana kamu bankalarının 95, özel bankaların ise 38 kat kredi büyüklüğü artmış!

34-Elbette bu durumda bir türlü güç geçiremediğimiz enflasyon canavarının da payı var. Fakat bir sonraki grafik bu etkiyi dışarıda bırakıyor. Tüm bankaların topladığı mevduatların krediye dönüşme oranı; Aralık 2002’de %35,5 iken Haziran 2018’de %123,9’a ulaşmış.

35-Yani bankalar topladıkları mevduatın tamamını krediye dönüştürmüşler; üstüne bir de yurt içinden ve özellikle yurt dışından tahvil ve kredi ihracı ile sağladıkları fonları da krediye dönüştürmüşler. Ancak alarm zilleri çalınca özel bankalar kredi musluklarını kapamışlar.

36-Çünkü kredi faizleri yüksek bile olsa; anaparasının dahi ödenemeyeceği şüphesine düşerek muslukları kısmışlar (kredi tayınlama). Böylece kredi/ mevduat oranı %107,8’e düşerek neredeyse 1 yıl kadar süre içinde Mayıs 2013 düzeyine gerilemiş.

37-Özetle ister kredi garanti fonu olsun, isterse banka kredi faizlerini yapay bir şekilde düşük tutma olsun fark etmez; krediye dayalı büyümenin de sonuna gelmiş. Şimdi hükumetin kamu bankalarını kullanma planına geri dönelim.

38-Daha açık bir şekilde ifade edelim; özel sektörün kredi vermediği veya mevcut kredisini döndürmediği herkes soluğu en başta Ziraat Bankası olmak üzere kamu bankalarında alsın. Peki ya bu stratejinin sonucu ne?

39-Aşağıdaki grafik kamu bankalarının kredilerdeki toplam payını gösteriyor. 2002 sonunda pazar payı %23 iken; Ağustos 2019’da %45’e çıkmış. 2008 küresel finansal krizinde bile %29’u bulmuştu. Rahatça söyleyebiliriz; kamu bankaları zaten sonuna kadar kullanılmış.

40-Peki tam sonuna kadar olduğunu nereden biliyoruz? Çünkü orada da yeterince para kalmadı ve Ekim 2018’de İşsizlik Fonu’ndan para aktarıldı. Ancak kredi/ mevduat oranının düşmesi yine de önlenemedi.

41-Sıra son yönteme geldi; madem bütçede para yok, öyleyse borçlanalım. Tabi borçlanalım, fakat Hazine’nin borç geri ödeme takvimine hiç bakıldı mı acaba? Aslında bakılmış, ancak olacakları değil, olmasını istediklerini öngördükleri için defalarca ıskalamışlar.

42-Ocak 2019’da Hazine iç borç ödeme projeksiyonunda 2020 yılındaki ödeme 164 milyar TL olarak öngörülmüş. Eylül 2019’da bu öngörü 232 milyar TL’ye revize edilmiş. Yani Hazine Ocak ayında hayaller alemindeymiş ve yıl ilerledikçe ayılmaya başlamış

43-Dahası Yeni Ekonomi Programı’na göre 2020’de 87 milyar TL bütçe açığı bekleniyor. 2019 öngörüsünün 69 milyar TL olduğunu ve bu sınıra 8 ayda ulaştığımızı göz önünde tuttuğumuzda; Hazine’nin bu öngörülerinin de hayaller aleminde olduğunu söyleyebiliriz.

44-Ama biz bir an için iyimserliğine kapılalım ve şu aşamada öngörülen; gerçekleşecek olarak kabul edelim. Ancak, hala bitmedi, bir de Hazine’nin 2020 yılı için dış borcu var. 2020’de 16,1 milyar dolar yani 93 milyar TL dış borç ödeyeceğiz (dolar kuru 5,80).

45-Hepsini toplayalım; 232+87+93=412 milyar TL ediyor. Burada Hazine’nin borçlanma maliyeti öngörülerinin tuttuğu, bütçe açığını doğru öngördüğü ve dolar kurunun artmadığı varsayımlarında bulunarak; bu toplam miktara ulaştık.

46-Peki Hazine’nin toplam güncel borç stoku ne kadar? 1,248 trilyon TL. Yani üstteki öngörü ve varsayımlar tutsa bile (%90 tutmayacak) Hazine, tüm borç stokunun %33 kadar yüksek bir oranını yalnızca 2020 yılında döndürmeye çalışacak.

47-Dış borcu dış borçla kapatırsak; bu oran iç borcun %45’inin yalnızca 2020 yılında döndürülmesi anlamına gelecek. Unutmayalım dış borcu döndürmek; ABD-Türkiye arasındaki istikrarsız ilişki ortamında çok kolay bir varsayım değil.

48-Özetle, hükumetin amacı yanlış olan sistemi, daha da yanlış olarak uygulamak ve zorlamak. Mega projelere istekli olmasa da kamu bankalarının parası kalmasa da ve Hazine’nin borç ödemeleri 2020 yılına sıkışsa bu sistemde ısrar edilecek.

49-Peki nasıl? Sizlere hükumetin elinde hala 1 koz olduğunu söylemiştim, işte 2020 yılının yakıtı bu koz olacak. Son kaynak fonlar; Varlık Fonu (TVF), İşsizlik Fonu, Deprem Fonu (DASK), Bireysel Emeklilik Fonları (BES) ve kurulursa eğer Kıdem Tazminatı Fonu (KTF).

50-Peki bunlar gerçekten kullanılabilir mi? DASK ile başlayalım. Büyüklüğü 2018 yıl sonu itibarıyla yalnızca 7,5 milyar TL olduğu ve yakın zamanda İstanbul’da yaşanan depremin yarattığı tepkiden ötürü tenezzül etmeyeceklerine yüksek olasılık veriyorum.

51-Ya BES? Ağustos 2019 fon büyüklüğü 108 milyar TL. Fonun önemli bir kısmı devlet tahvili; yani BES zaten büyük ölçüde devleti finanse etmiş durumda. Mülkiyeti doğrudan katılımcıların elinde; yani bu fonlara dokunmak kolay değil, ötesi çok faydalı değil.

52-Kıdem Tazminatı Fonu (KTF)? Henüz kurulmadı ve çok olası değil. Çünkü kıdem tazminatının kurulabilmesi için; işletmelerin teoride ayırdığı ancak gerçekte kasada olmayan tazminatları bu fona aktarması gerekecek. Ama hiçbirinde bu para yok.

53-Ya İşsizlik fonu? Eylül 2019 itibarıyla 130 milyar TL. Hali hazırda %93,6’sı devlet tahvillerine yatırılmış durumda. Ancak bu devlet tahvilleri diğer kamu kurumlarına kredi olarak verilebilir. Hukuken mümkün değil demek isterdim ama bunu yaptılar bile.

54-İşsizlik Fonu’nu kamu bankalarını sermayelendirmek amacıyla Ekim 2018’de şeffaf olmayan bir süreç ile 11 milyar TL kullandılar. Yani işi kuralına uydurmak mümkün. Sadece bu kadar mı? Hayır değil! @ugurses

@ugurses 55-İstihdamı desteklemek amacıyla işverenlere verilen teşvikler İşsizlik Fonundan ödeniyor. Örneğin 2019 yılının ilk 7 ayında işsizlere bu fondan 5,8 milyar TL işsizlik tazminatı ödenirken; aynı sürede işverenlere 8,8 milyar TL işveren teşviki ödendi.

@ugurses 56-İşsizlik fonunun işsizlerin zor günleri için; çalışanlar ve işverenlerin katkılarıyla kurulduğunu hatırlatalım. 2019’da işverenlerin 6,2 milyar TL prim öderken, fondan 8,8 milyar TL teşvik aldığını eklemek gerek.

@ugurses 57-Sıra geldi varlık fonuna (TVF). Fon portföyünde; Ziraat, BOTAŞ, TPAO, PTT, Türksat, TCDD, TDİ, Eti Maden, Çaykur ve TJK’nin tamamı; Türk Telekom, HalkBank, Vakıfbank, THY ve Borsa İstanbul’un özelleştirilmemiş payları ve taşınmazlar var.

@ugurses 58-Fonun büyüklüğünü ise kestirmek mümkün değil; birçoğu halka arz edilmiş şirket değil. Kamu bankalarının batık kredi büyüklükleri şüpheli. 2016’da 30 milyar dolar ettiği söyleniyordu, şimdilerde 20 milyar dolar toplam net değer konuşulmaya başlandı.

@ugurses 59-Peki varlık fonları neden kurulur? Türkiye hariç Dünya’daki diğer ülkelerde; çoğunlukla petrol ve doğalgaza dayalı gelirlerin tek seferde bütçeye sokulması ve mevcut kuşak tarafından harcanması yerine, bir fona aktarılır.

@ugurses 60-Böylece fon uzun vadeli yatırımlar için kullanılır, üstelik ülke içine hızlı bir döviz akışının yerli parayı çok değerlendirip, ihracatı olumsuz etkilemesi önlenir. Görüldüğü üzere bu fon Türkiye’nin koşullarına uymuyor. Öyleyse kuruluşun gerçek nedenini söyleyelim.

@ugurses 61-Bu varlık değil, borçlanma fonudur. Hükumetin uyguladığı politikalar yurt dışında itibar kaybına yol açtığı için; elde kalan varlıkların özelleştirme yoluyla yabancılara peşkeş çekilerek döviz girdisi sağlamak artık mümkün olmamaktadır.

@ugurses 62-Ancak bunun yerine özelleştirilmek istenen ama özelleştirilemeyen kurumları bir sepette toplayıp, o fonu borçlandırmak; üstü kapalı özelleştirmedir. Hele de borçlanma için varlıklar doğrudan alacaklılara rehin verilmişse.

@ugurses 63-Eğer kriz derinleşirse, TVF borçları geriye ödeyemeyecek, çünkü içindeki varlıklar yeter düzey kar edemeyecek. Bunun neticesinde de doğrudan özelleştirilemeyen bu varlıklar, doğrudan yabancı yatırımcıların eline geçecek.

@ugurses 64-İşte hükumetin elindeki son silah budur; 20-30 milyar dolar ederindeki bu fonu son yakıt olarak kullanmak. TVF’de yönetim kurulunda neden değişiklik yapıldığını ve kimlerin atandığını hemen aşağıda; saray rejiminin 1 ve 2 numarası.

@ugurses 65-Öyleyse bu uzun yazının buraya kadar olan kısmını özetlemenin vakti geldi. Ardından 24 Ekim tarihli TCMB toplantısına değinerek ve ardından sistemin nasıl ayakta kalacağına veya bu çabalara rağmen kısa zamanda yıkılacağına getirip yazımızı tamamlayalım.

@ugurses 66-Yanlış sistemin kötü uygulamasını Erdoğan ve Albayrak ikilisi bir sonraki aşamaya taşımak istiyor. Mega projeler daha da zorlanacak, kamu bankaları musluğu açacak ve Hazine yüksek oranda borç döndürecek. Gerektiğinde devreye TVF sokulacak.

@ugurses 67-İlk borçlanma 1 milyar avro olarak gerçekleşti bile. Peki bu parayla ne yapıldı? Batık proje İstanbul Finans Merkezi’nde başta Ağaoğlu olmak üzere inşaatçılar devletin parasıyla kurtarıldı. Görüldüğü üzere hükumet son kozlarını oynamaya başladı.

@ugurses 68-Bundan sonra ne olacak? 24 Ekim 2019 tarihinde TCMB toplantısı var. Daha önce yapılan 2 sert faiz indiriminin ilki kolay, ikincisi ise makul idi. Bu toplantıda üçüncüsü gelecek ve olası finansal istikrarsızlık durumunda (zamanı meçhul) TCMB’nin esnekliği kalmayacak.

@ugurses 69-Kasım ayıyla birlikte 1 yıl boyunca Hazine’nin iç borç ihalelerinde yaşam savaşı başlıyor, çünkü borç ödemeleri had safhada. Yani borcu döndürebilmek ve mevcut açığı örtebilmek için 1 yıl boyunca neredeyse her ay büyük heyecan yaşanacak.

@ugurses 70-Bir de döviz cinsi borçlar var, TCMB verisine göre vadesi 1 yıldan kısa olan döviz cinsi borç 172 milyar dolar; yani toplam borç 447 milyar doların %38 kadar çok yüksek bir oranını aynı yıl döndürmeye çalışacağız.

@ugurses 71-Üstelik bu esnada ABD ile güvenlik ve finans konularında muhtemelen çatışmaya devam edeceğiz. Belki de AB’ye karşı olan mülteci kozumuzu, AB’nin doğrudan Şam ile bu konuda anlaşması halinde kaybedeceğiz. Öyleyse finali 2020’de mi yaşayacağız?

@ugurses 72- Tek bir durum haricinde yangın 2020’de yeniden alevlenecek. Peki o tek bir durum nedir? Küresel ekonomilerdeki durgunluk riskinin yeniden parasal genişlemeye dönüşmesi ve bunun neticesinde Türkiye’ye para akışının yani dolar yağmurunun yeniden başlaması.

@ugurses 73-Mümkün mü? Teknik olarak mümkün ama bunun kurtarıcı değil, zaman uzatıcı olduğunu, en başta belirttiğimiz üzere bu borcun eninde sonunda patlayacağını unutmamak gerek. Yabancılar para bolluğunda bu Türkiye’ye gelirler mi?

@ugurses 74-Aşağıda TL cinsi devlet iç borçlanma senetlerinde yurt dışı yerleşiklerin mülkiyet oranları bulunuyor. Görüldüğü üzere 7 yıldır neredeyse muntazam bir şekilde yabancılar TL cinsi varlıklardan ardından devlet garantisi bile olsa çıkıyorlar.

@ugurses 75-Yine gelebilirler mi? Kapitalizm kar güdüsü ve haliyle risk almak üzerine kurulu olduğu için yine gelebilirler; ancak daha çok faiz ve daha yüksek dolar kuru şartıyla! Daha açık bir ifadeyle 2019’da düşen faiz ve kurların 2018’deki gibi sıçraması kaydıyla.

@ugurses 76-Son soru: tüm bu yaşanacakların bir siyasi sonucu olmayacak mı? Şimdiden Cumhuriyet tarihinin en yüksek işsizlik oranlarına ulaştığımızı, 2020’de yeni rekorlar kıracağımızı ve asgari ücretin de eskisi gibi enflasyona karşı korunamayacağını söyleyeyim.

@ugurses 77-Muhtemelen 2020 yılı AKP’nin kemik seçmeninin dahi kötü durumdan haberdar olduğu ve belki de bugüne kadar her şeye rağmen destekledikleri AKP ve Erdoğan ile geri dönüşü olmaksızın vedalaştıkları yıl olacak.



Follow us on Twitter

to be informed of the latest developments and updates!


You can easily use to @tivitikothread bot for create more readable thread!
Donate 💲

You can keep this app free of charge by supporting 😊

for server charges...